anasayfa

Bir danışmanlık merkezinin reklam broşüründeki bir söz ilgimi çekiyor geçenlerde:
“Çözüm bulamıyorsanız bize gelin” Yani her türlü çözüm bizde….
Psikolojik danışmanlık, terapi, rehberlik merkezleri gibi yerlerde çok sık anılan bir slogan oldu bu söz, ve ben üzerine düşünüyorum, gerçekten her şeyin bir çözümü var mıdır diye….Sizce?

Problemler ve çözümler hayatımızın vazgeçilmez parçaları elbette, halletmeye çalıştığımız ve üstesinden gelemediğimiz her şey bir kılçık boğazımıza takılan… Bazen kendi içimizde çözmeye çalıştığımız, farklı yollarla sonuç aradığımız, istediğimiz gibi olsun diye defalarca çabaladığımız… Bazen dostlarımıza, tanıdıklarımıza danışıp başka bir pencereden görüntümüzü, sorunun resmini tasvir etmelerini beklediğimiz… Bazen de bu böyle olmayacak ben en iyisi bir profesyonelle görüşeyim deyip yola düştüğümüz… Belki yola çıkan herkesin isteği kendi yaşadığı zorluklara bir çözüm bulmak… Ve çok varoluşsal bir çaba belki de… Fakat terapistin ya da danışmanın üstlendiği –belki de üstlenmek istediği- ilahi güç gösterisine ne demeli… Ben her şeyi hallederim… Her türlü çözüm bende…

Bir de tersi var tabi olayın, danışan kişinin zihninde yer etmiş olan –o her şeyi bilir- ütopyası…O ayrı konu.

Profesyonellerin seviyesini küçültmek, onları aşağı görmek değil amacım. Elbette bir profesyonel, bir dosttan, bir sırdaştan farklı bakar olaya. Basit detaylara, magazinsel yaşam gelişmelerine değil olayın genel görüntüsüne odaklanarak ortaya güzel bir ayna koymaya çalışır, karşısındakini ürkütmeden. Danışanının duvarlarının hangi kiremitten hangi beton malzemesinden yapıldığının analizindedir ve o duvarı oluşturan kimyanın panzehiri ile ilgilidir çoğu kez. İnsanlar ve problemleri konusundaki tecrübesi pek çok şeyi öngörmesine, insanlarla daha nitelikli ilişkiler kurmasına ve gidilmesi gereken yolda fener olmasına sebep olmuştur. Çağımızda pek çoğu –bilge-likten, ilim kendini bilmektir kaidesinden ve kendini bilen rabbini bilir tümevarımından uzak olsalar da yaptıkları iş saygıya değerdir. Fakat ben tekrar her sorunu çözme yetisini kendisinde görenlere dönmek istiyorum.

Kendini ve rabbini bilen kişinin aczini de bileceği kanaatindeyim. Hani televizyonda, çoğu kez belgesel programında önce uzaydan dünyanın bir görüntüsünü verip, sonra dünyaya yaklaşan kameranın sırasıyla kıtalara yaklaşması, aşağı indikçe ülkelerin görünür olması, ülkelerden şehirlere, şehirlerden semtlere, semtlerden mahalle ve sokaklara en son tek bir insan görüntüsüne kadar uzanan bir süreçle aşama aşama dünyaya iniş görüntülenir ya… Bunun bir de tersini düşünelim. Kocaman bir insanın, pek çok sorumluluğun, pek çok ilişkinin pek çok sorunun arasında düşünmeye daldığını düşünelim ve bir kamera ile uzaya doğru yolculuğa çıkalım. Yükseldikçe insan görüntüsünün nasıl küçüleceğine odaklanalım. Ve değil uzaya, daha mahalle görüntüsüne yükseldiğimizde inan görüntüsünün hiçliğini tahayyül edelim. Ne kadar aciz insan. Etrafında ne kadar çok olay aynı anda cereyan ediyor. Şimdiki anı yaşayan, geleceğe bakan ve geçmişini sırtlamış o insanın zaman ötesi bir alemden görüntüsü ne kadar aciz öyle değil mi? Zamansızlık mertebesinde, sebep-süreç-sonuç ilişkilerinin aynı anda müşahade edildiği yerden bakıldığında bu insanın bir çok problemle başa çıkmaya çalıştığını ve her türlü problemi halletmeye çalıştığını düşünelim. Nasıl bir densizlik görünüyor dimi oradan? Amacım kimse hiçbir şeyi halledemez demek değil, halletmeye çalışmayalım demek hiç değil… Maksadım, acizliği bilmek… Bazen bir şeyin hallolmayacağını kabullenmek, o çaresizliği yaşamak… Doğum sancısı çeken bir hanıma verilebilecek en güzel tavsiye o ağrıya karşı çabalamaması, o ağrıyı içselleştirip, kendisini rahat bırakmaya çalışmasıdır. Aynen bunun gibi bazen gelen danışana söylenebilecek en güzel şey de teslim olmasıdır, kabullenmesidir, bazı şeylerin değişmez olabileceğidir… Bunu hem danışman hem de danışan böylece kabul edebilmelidir ki o terapi yolculuğu daha uzaklara gitsin. Acıyla yoğrulmanın verdiği olgunluğun yorgunluğa dönüşmemesi, o acıyla insanca geçinmenin erdemliliği ve insana kattığı değerin paylaşımı, hiçbir şeyin boşu boşuna olmadığı bilinci, merkeze insanı, işi, dünya hayatını, evladı sevgiliyi koymanın zararlarının temaşa edilip hayatın temel taşlarının yerine oturması… İçinizden siz de çözüm öneriyorsunuz diyor musunuz yoksa? Hayır. Ben çözümsüzlüğü terapide birlikte yaşamayı öneriyorum. Her şeyin çözümü bende değil. Her şey O, her şeyin çözümü O’nda… Çözüm bulma arayışını değersiz bulduğumu düşünmeyin sakın. Kişi dua eder, talep eder, ister, her yolu dener, farklı pencereleri yoklar… Çünkü insana düşen budur. Ve O’nun katında kulun istemesi çok değerlidir. Bu yüzden her türlü çözüm arayışını çok değerli buluyorum, kişinin –bu konuda ne yapabilirim- dediği şey bir başkasının gözünde ne olursa olsun benim gözümde çok değerlidir. Fakat her şeyin çözümü bende değil. Ben sadece İlahi’nin çözüme beni vesile kılmasını dileyen, beni çözüme vesile kılması için daha neler yapabilirim düşünde koşan bir kulum. İstemek benden…